Experience YourListen.com completely ad free for only $4 a month. Upgrade your account today!

2eylul2015halaqa-ogle

Embed Code (recommended way)
Embed Code (Iframe alternative)
Please login or signup to use this feature.
Tags: dershalaqa

ALLAH’IN ADIYLA YAŞAMAK okumasi 1. hafta Carsamba ogle dersi.

Bir sonraki (2. hafta) Crs ogle dersinin (9/9) linki:
http://yourlisten.com/LoudThinking/9eylul2015halaqa-ogle

Ayni konunun Carsamba aksam dersinde farkli islenmis 1. haftasinin linki:
http://yourlisten.com/LoudThinking/2eylul2015halaqa-aksam

Asagidaki yaziyi okuyup uzerine sohbet ettik.

Carsamba derslerinde evvelki konularda altını sıkça çizdiğimiz mana-i harfi bakış açısını yeni bir boyut kazanarak anlamamız açısından kısa süreli bir çalışma yapmak istiyoruz. Bu calisma es iliskilerinden sonra iA baslayacagimiz "ahirete iman" konusuna da hazirlik olacaktir. “Allah’a iman” konusunu anlamaya çalışacağımız "Living in the name of God: Allah’ın Adıyla Bismillah ile Yaşamak" isimli bir transkripsiyon çalışmasını yaklasik 5 haftalık bir sürede tamamlamak niyetindeyiz. Bu çalışmada ekteki metnin de yardımı ile temel olarak "Yaratan Rabbinin adıyla OKU" şeklinde inen ilk Kur’an ayetini nasıl anlayabileceğimizi, bu ayeti yaşamımıza nasıl uygulayabileceğimizi ve "Ikra-OKU” emrinin neyi okumamızı kastettiğini anlamaya çalışacağız. Dersler iA Turkce olarak Turkce cevirisi uzerinden yapılacak ve derslerin hem ses kayıtlarını hem de metnin Türkçe cevirilerini e-mail grubumuza derslerden sonra yollayacağız inşaAllah. Orijinal Ingilizce metin: http://pan-cck.blogspot.com/2015/04/living-in-name-of-god.html

ALLAH’IN ADIYLA YAŞAMAK

<<<<Yamina Bouguenaya'nin Living in the Name of God baslikli konusmasinin Turkce'ye cevrisinin ilk taslagi, edit edilmemis hali,edit edilince update edilir ia.>>>>

BismiAllah kelimesini ne zaman kullanırız/söyleriz?

Duada, namazdayken sadece 17 defa söyleriz. Peki, bu tekrarın sırrı/hikmeti nedir? Bir şey çok tekrarlanıyorsa bundan ne gibi bir ders çıkarabiliriz/bize neyin ipucunu verir? (Asma: Kuran da bir şeyin çok tekrar edilmesi tekrar edilmeyen şeye/duruma göre daha önemlidir sonucunu çıkarırlar.) Her zaman yaptığımız şeyler/tekrar ettiğimiz şeyler nedir? Nefes almak, yemek yemek, su içmek… gibi. Bunlardan şikayette etmiyoruz, sıkılmıyoruz da…Tam aksine bunlar sevdiğimiz şeyler, onları takdir ediyoruz (severek yapıyoruz-lezzet alıyoruz)-onlara ihtiyacımız var. Neden çünkü ihtiyacını hissediyorsun. Bismillah’ı tekrar tekrar söylüyorsak, önemli olmalı.

Bismillah bana ilk vahiy hatırlatıyor. Rabbi nin adıyla oku.(Rab: terbiye kökünden geliyor-terbiye eden, koruyup kollayan, ihtiyaçları gideren) Peygamber Muhammed (sav) Allah’ın Resulü olarak göreve atanmadan önce/Allah’ın Resulü olduğu söylenilmeden önce ne yapıyordu. Tefekkür ediyordu, düşünüyordu. Cebrail (as) geldiği zaman Peygamber (as) a ne dedi? Oku dedi. Ben okumayı bilmem. Okuma –yazma bilen birisi değilim. O halde Cebrail, Muhammed(as) ın neyi okumasını istiyor? Yarattıklarını-evreni okuyacağız? Başka ne? Orda Mushaf halinde bir Kuran var mıydı okunacak? Yok… Bu ilginç değil mi? Cebrail neden O na okumasını söylesin? Cebrail Muhammed (as) ın okuma yazma bilmediğini bilmiyor muydu? Cebrail ‘i kim yolladı? Allah’tan yollanarak geldi. Cebrail’i yollayan Allah Muhammed (as) ın okuma yazma bilip bilmediğini bilmeyecek mi? Cebrail okuma yazma bilmediğini bildiği halde neden okumasını istiyor? Yazılmış olan kelimler midir bizim tek okuyabileceğimiz? Başka okuyabileceğim şey yok mu? Yazılmamış... Mesela, insanların yüzlerini okuyabiliyorum. Sadece kelimeler okunacak şeyler değil. Kelimler dışında da diller var, işaretler diyoruz biz onlara mesajlar.

Cebrail vahiy meleğidir. Eğer o Allah’tan bir şey getiriyorsa bu tamamen yeni tamamen benim bilmediğim bir şey olmalı. Sadece bilmediğim bir şeyi değil, vahyin rehberliği olmadan kendi başıma bulamayacağım bir şeyi de bana getiriyor olması lazım. (asma: kaslarım nasıl çalıştığını bilmiyorum ama biyoloji kitabına bakabilirim) Kendimiz bulabileceğimiz bazı şeyler var. Yaratılışımızdan-fıtratımızdan gelenlerle. Benim fıtratımdaki özelliklerde bir vahiy formudur-rehberlik formudur ama Allah ın Cebrail (as) ile yolladığı bir rehberlik gibi değil. (vicdanın) Allah ın bize verdiği fıtratımızın söylediğini tekrar etmeye ihtiyaç yok. Vahyin bize getirdiği şey bizim ihtiyacımız olan şey. Eğer Cebrail vahyi nasıl okuyacağını öğretmek için gelmiş olsaydı, o zaman Cebrail’e ihtiyaç yok, herhangi birisi de o toplumdaki okuma-yazma bilen herhangi birisi de Peygamber (as) e bunu öğretebilirdi. Demek ki yazı okuma anlamında bahsetmiyor, başka bir okumadan bahsediyor. Peygamber as okumasını emrediyorsa, o zaman kesinlikle Muhammed (as) ın yapabileceği bir okumadan bahsediyor. O nun yetenekleri dahilinde olan bir okumadan ama vahyin rehberliğine ihtiyacı var o okumayı yapabilmesi için. 3 kere oku dedikten sonra Cebrail diyor ki “Yaradan Rabbinin adıyla oku” Bu cümlenin içinde bazı anahtarlar –ipuçları var. Nasıl okuyacak, Rabbi’nin adıyla…Rab:Yaratan Rab olarak tanımlanıyor.

Okuma yaradılışla alakalı olmalı.

Muhammed (as) okuma yazma bilmiyordu, bütün insanlığa hepimize neyi öğretme görevi yüklendi. İnsanların yaşayacağı zamanın sonuna kadar Rabbimiz adına yaradılışı nasıl okuyacağımızı öğretme misyonu yüklendi. O Rabbinin adıyla okumayı öğretiyor.

İlk vahiyde Allah kelimesi yerine Rab kelimesinin kullanılmasının hikmetini görebiliriz çünkü ilk vahiy geldiğinde daha Allah kim bilmiyoruz. Mekke de yaşayan insanlar Allah kelimesini kullanıyorlardı. Bir yaratıcı olması gerek demek başka bir şey ama bunu demekle bitiyor mu hayır bir yaratıcı olmalı demek ile başlıyor aslında. Bir yaratıcı olması gerek, bir İlah olması gerek ama O kim? İşte Kuran’ın konusu bu. Allah bize kendini tanıtıyor. Allah kim, yaratıcı kim biz bilmiyoruz. Yeryüzünü ve gökyüzünü yaratandır demek, Allah ile bağlantı kurmamız için yeterli mi? Neden ilk vahiyde Kuran Allah kelimesini kullanmıyor çünkü o kültürde Allah deyince akla gelen bazı çağrışımlar var. Rab Arapçada senin ihtiyaçlarını karşılayan, üzerine titreyen… Çok yakın hissedebileceğimiz bir ifade senin ihtiyaçlarını karşılayan-her şeyi halleden. hem çok yakın merhametini hissettiğin hal hem de ondan kaçamayacağın bir durum (32:25). (2. Sayfa) Eğer sadece gökyüzünü ve arzı yarattı diye algılayacaksak o zaman sanki benimle direk bir bağlantısı yokmuş gibi ama Rab deyince direk benim ihtiyaçlarımı benim işlerimi gören –onları halleden anlamında. Hem hikmet var hem rahmet var çünkü benim için daha ulaşılabilir. Bu Rab kimdir diye bilme ihtiyacımı da hissetmeye başlayabilirim.

Neyi okuyacağız? Yaradılışı. Yaradılıştaki her şey bir ayet (işaretlerdir). Kuran’daki işaretler için hangi kelime kullanılır? Ayet. Ayetler var dış dünyada (benim dışındaki dünya, yeryüzü ve gökyüzü) evrenin genelinde (güneş, hava, su, yiyecekler… gibi) ,ve bizim kendi içimizde (duygularımız, düşüncelerimiz, korktuklarımız, kızdıklarımız, hissettiklerimiz… vs) Yani Kuran diyor ki dış dünyada ve kendi içimizde işaretler var.

**********Bu paragraftan sonra devam etmeden evvel https://www.youtube.com/watch?v=gW3ULgwnmrI&list=PLXJ4g0IxIL4gFkpjT_AAc5eithP04QuYC&index=6 bu videonun altindaki commentin ortasinda "NOT2"den okuduk.*******

http://www.alwaysreceivingnur.com/library/adventures-of-nur/
Genel olarak hosumuza gitmeyen bir duygu hissettigimizde veya psikolojik bir tikaniklik yasadigimizda, "duygularimiz ayettir" bilinci bu duygularla basarili bir sekilde basa cikmakta bana en oncelikli yontem gibi geliyor. "Ben boyle hissediyorum", "ben korkuyorum", "*ben* uzgun*um*", "*ben* kizgin*im*" vs dedigimiz zaman kendimizi duygularimizla bagdastiriyoruz ve onlarla tanimlandigimizi hissediyoruz. Boylece bu duygularimizi serbest birakmak ve kendimizi onlardan uzaklastirmak zorlasiyor, zira neredeyse kendimize, kendi gercekligimize ihanet ediyormus gibi hissediyoruz. Ancak kendimizi, nefsimiz ve hatta kalbimizle degil de "ruh"umuzla, bilincli farkindaligimizla tanimlarsak, goruruz ki duygularimiz ve dusuncelerimiz, belli bir yone egilim gosterdigimiz icin cektigimiz radyo kanallari gibidir
ve onlar Rabbimizden birer "mesaj"dir, "ayet"lerdir, yani baska bir gerceklige isaret eden "isaret"lerdir. Bu baska gerceklik ise, bu dunyada ahirete, yani bu fani dunyanin bekaya bakan yonune, bizi hazirlamak uzere bir terbiye araci olmasidir. Duygularimi bu sekilde ele aldigimda Erzurumlu
Ibrahim Hakki'nin meshur "arif ani seyreyler" dizesi daha cok anlam kazanir, yani arif "icine dalip bogulmaz", aksine, "bakalim Rab (bir nevi anne, baba gibi terbiye Eden, bir nevi ogretmen gibi egiten) buradan ne ogretecek, ne anlamlar yolluyor, ne tecrubeler edindirecek, bunun sonu bakalim nerelere nerelere gidecek", der, diye anliyorum.

Sevdirilmedigimiz, hayatimizin puruzsuz akisina tas koydugunu hissettirildigimiz boylece elverissiz oldugunu ogretildigimiz duygularimiz vardir. Bazi duygularimizla ilgili bu hislerimiz de o duygularimiza mana-i harfi ile bakmamizi hatirlatan uyarici ayetlerdir. Bu duygularimizi tek tek karsimiza alip oturtup, boylece kendimizle duygumuz arasina mesafe koyup, duygumuza sormaliyiz "Sen postacisin, ne ayet tasidin Allah'tan? Rab seninle bana ne ogretiyor acaba?" Goruruz ki, belki o duygumuz cocuklugumuzdan bir ani ya da baska bir yasanmislik cagristiriyor. O aniyi ya da tecrubeyi analiz etmeye cagiriyor bizi. Belki cocukken cocuk bakis acisiyla hayata, insanlara dair vardigimiz bir sonuc oldu ve biz onu bir daha hic sorgulamadik, hayata ve insanlara hala o cocuk bakis acimizla
edindigimiz varsayimlarla muhtap oluyoruz. Simdiki duygularimiz belki bizi o animizi, tecrubemizi yeniden degerlendirip, yetiskin anlayisimiz ile yeni sonuclara ulasmaya davet ediyor.

Sevdirilmedigimiz duygumuzla bu bicimde yuzlesme sureci hem duygumuzun icinde bogulup kalmamak hem de onu atlatabilmek icin gerekli olan anlamanin daha hizli nasip olmasina vesile oluyor. Ancak, bu anlama yalnizca aklen bir anlama degil, tecrube cinsinden butun varliginla bir anlama, yani
edinilmis bir hikmet. Bu yuzlesme sureci cesaret, biraz da kendimize karsi durust olmak ve cokca icgoru gerektiriyor. :) Rabbimiz kendimizle bu sekilde yuzlesip, bize getirilen ayetlerin ayet oluslariyla, yani
duygularimiza mana-i harfi bakis acisiyla muhatap olmak, Rabbin sefkatli elinde terbiye olmak, bu surec icinde de, "ey Rabbim, duygumla yuzlestim, ne mesaj tasidin, neye isaret ediyorsun (nasil ayetlik yapiyorsun) diye de sordum, ama cevap gelmedi" diye sabirsiz davranmamak nasip etsin, amin.

Duygularimiza olan bu bakis acimizi baska konularda da uygulayabiliriz. Kendimizde sevmedigimiz ve basa cikmakta zorlandigimiz bir karakter egilimimiz varsa, ornegin cabuk parlayip sinirleniyor, kizginlik duygumuzu kontrol etmekte gucluk yasiyor olabiliriz, yahut toptanci, mukemmeliyetci, "ya hep ya hic"ci, "batti balik yan gider"ci (yeme-icme konusunda konustugumuz dusturlarda nefsani zayiflik gosterip, emanetimize zararli bir sey yedikten sonra, "bozdum bir kere" deyip zararli paketlerden daha cok yemek, ya da bir namazi kacirdiktan sonra, "gitti bugun" deyip diger vakitleri de kacirmak gibi) bir yaklasima egilimimiz olabilir. Kendimizi "*ben* zaten soyley*im*" diyerek o karakter ozelligimizle tanimlarsak, kendimizi o ozellikten ayirmak, uzaklastirmak dusuncesi agir gelecegi gibi, karakterimizi degistirmek gibi imkansiz bir yukun altina girdigimizi hissederiz. Hem kendimizi tanimlayan bir parcamizi koparip atiyor, boylece kimligimizden, kendiligimizden vazgeciyor gibi de hissederiz.

Halbuki, nasil ki bir insana omur boyu her gun bes vakit namaz kilmak ya da her gun yemek yemek veya pisirmek dusuncesi, toptan bakildiginda goz korkutucu, imkansiz bir yuk gibi gelir, ancak her bir vakit sadece o vaktin namaziyla ilgilenmek yahut her ogun o ogunun yemegini dusunmek esasen
toptan dusuncenin zorlastirdigi kadar agir bir sorumluluk degildir. Veyahut, kronik agrisi olan bir insana omrunun geri kalani bu agriyi hep cekeceksin demek ona olum fermani gibi gelir, cesaretini kirar; yahut 10 yildir o agriyi her gun her an cektigini dusunmek onu kahreder, cildirtacak gibi olur; halbuki her an sadece o anin agrisini cekmek uzere sabrini gecmis hatirasi ya da gelecek vehmiyle dagitmasa, "an"a konsantre olsa, "an"da, dunyanin fani olusu, hayatin da esasen bir "an"dan ibaret oldugu bilinciyle yasasa agrisi katlanilir, sabri da yeterli olur. Aynen oyle de, "ben zaten soyleyim" diye kendimizi sevmedigimiz (bize sevdirilmemis) egilimlerimizle tanimlamak yerine, bu egilimin farkli "an"larda nasil
tezahur ettigine konsantre olsak, hangi durumlarda hangi dusunce ve duygulari hissetme egilimi gosterdigimizi saptasak, ardindan bu durumla karsilastigimizda tum karakterimize savas actigimizi dusunmek yerine, sadece o "an"da o duygu ve dusuncenin bize gonderilmis bir ayet oldugunu
hatirlasak, bizi yanlis bir yaklasim ya da dusunce kalibimiz hakkinda uyardigini, terbiye ettigini bilsek, Rabbe siginarak o tek tek "an"larla basa cikma duasi icine girmemiz pek kolaylasir.

Ornegin cabuk parlayip sinirlenen, kizginlik duygusunu kontrol etmek gucluk yasayan kisi, "ben zaten cabuk sinirlenirim, mizacim boyle" deyip kestirip atmasa, yahut karakterine ve dolayisiyla kendisine savas acma dusuncesini bir kenara biraksa, her sinir ve kizginlik hissettigi "an"da, "Rabbim bana
bu duyguyu gonderdi, yaratti, beni bu duyguyla terbiye ediyor, belki bu duyguyla basa cikmaya calisirken bana neden kizdigim'la ilgili baska seyler de ogretiyor" diye hatirlasa, bilincli farkindaligi ile iradesini ve kontrol mekanizmasini devreye sokma cabasina girecek, kendisiyle ofkesi arasina mesafe koyacak, kizginligi kontrol edilemez hale gelmekten cikacak, Rabbine sukunet icin dua ederken sakinlesmeye basladigini gorecek. Her bu hali yasadigi "an"da sadece o an ile muhatap olsa, bunun alistirmasini yaptikca, giderek bunlari hatirlamanin kolaylastigini ve duyguyu hissetmeye basladiginda gaflet halinden siyrilarak bilincli farkindaligi ile mana-yi harfi bakis acisini daha cabuk devreye sokabildigini gorecek. Gaflet halinden ne kadar cabuk siyrilirsa, o kadar duygusu buyumeden kendisini o duygudan uzaklastirabilip duygusunu kontrol altina almasi kolaylasacak.

"Ya hep ya hic"ci kisi, "ben zaten mukemmeliyetciyim, yapacak birsey yok" demese, ve "toptanci"ligina savas acmaya da kalkmasa, kafasindaki ideal davranis kalibini bozup da her "batti balik yan gider" diyecegi zaman, bu dusuncenin ona belli bir kaliba su ana kadar gostermis oldugu egilimden
dolayi gonderilmis bir ayet oldugunu hatirlasa, yalniz o "an"daki dusuncesine "sen bana Rabbimden geldin, neye isaret ediyorsun" diye sormayi hatirlasa, hem o dusuncenin bilincli olarak farkinda olacak, boylece iradesini istedigi yonde kullanamasa bile her seferinde iradesini o yonde kullanmak icin caba ve dua icinde olacagindan iradesinin kuvvetlenmesi ihtimali artacak, hem de o dusunce kalibinin altinda yatan baska problematik yonlerini gorme ihtimali de artacak, hem de sabrini ve gucunu
gecmis ve gelecege dagitmayip yalnizca "an"larda kullanacak. Savasta bir komutan gibi, ordusunun askerlerini saga sola dagitip orta cenahi zayif birakmamis olacak. http://www.erisale.com#content.tr.1.363

Boylece duygularimiz, dusuncelerimiz, karakter egilimlerimiz, sorumluluklarimiz, yasadigimiz zorluklar icinde bogulup kalmak yerine, "an"a konsantre olup, bilincli farkindaligimizla onlarin her birinin
Rabbimizden bizi terbiye etme, bize ogretme araci olan birer ayet oldugunu hatirlayip, onlari "seyreyler"iz. "Hak serleri ('bize sevdirilmeyen'leri) hayreyler (ayettir, terbiye aracidir, cok anlamlara isaret eder, hayirlara vesiledir), Mevlam gorelim neyler (bana neler ogretir), neylerse guzel eyler (benim iyiligim, sonsuz ahiretimin selameti icindir)" deriz.
https://www.youtube.com/watch?v=3xMcxUOGvq0&index=15&list=PLaUE3b1o-WBdUfaVlEvgkeveIWyyLJG8R

Bize sevdirilmeyen korku, cocukluk travmalari, yakinmalarimizla en basarili bir sekilde basa cikmada diger kuvvetli bir arac ta sukr egzersizi, virdidir. Her seye mana-i harfi ile bakma alistirmasi yaptikca, afakta her bir atom, molekul, cicek, ot, hucre, hayvan, yildiz, ay, enfuste her bir hareketimiz, yetenegimiz, dusuncemiz, duygumuz bize ozel hediyelerdir dedikce, ve bunlarda yansiyan tum guzel "husn" ozellikleri de Rabbimiz bizim sevecegimiz sekilde bizim icin "asmaa' al-husna"sini ozel yansitmis
ve bizim icin suslemis diye zikrettikce sukre acilan kapidan gireriz. Bize ozel hediyeleri icin duydugumuz fitri yaradilistan takdir ve memnuniyet duygularimizi bilincli olarak bize goz kulak olan bizimle devamli ilgilenen Rabbimize yonlendirebiliriz. Bu sekilde gunluk yasantimizda ne kadar cok bilincli farkindalikla sukredersek, endise duydugumuz ya da sikayet ettigimiz seylerin. gark olundugumuz nimetlere kiyasla cuz'iligini ve onemsizligini farketmeye baslariz. Sukredecek trilyonlarca sey varken birkac seye buyutecle konsantre olup onlardan sikayet etmekten utanmak gerektigini biraz daha iyi hissetmeye baslariz. Ilk asamada belki bunu yalnizca aklen anlayabilsek de, tekrar tekrar hatirlayip, her an sukr
zikrini vird haline getirdikce, sukr ile hallendikce, hayata bakisimiz sukr gozluguyle boyandikca kalbimiz terbiye olmaya, hammadun olma yolunda ilerleme baslar ve yalnizca aklen anlamakla kalmayiz, kalben de hissetmeye baslariz. Iste o zaman, bize sevdirilmeyen bir duygu hissedince ya da bizi rahatsiz eden bir durum tecrube ettigimizde, sabirsizlikla "ben bundan nasil kurtulurum, nerden cikti simdi bu" panigi icinde degil, aksine genel bir memnuniyet hali, Rabbi takdir hissi icinde "eh bir de bu sevdirilmedigim sey verildim, burdan da bir guzellik, iyilik "husn" gelecek Rabbim, Sen bana onu gormek nasip et" diye daha bir rahatlikla bize sevdirilmeyen seylere de mana-i harfi ile bakabilme surecini yasayabilmemize zemin olusturulur.

Bize sevdirilmeyen duygulara ve hallere muhatap oldugumuzda ordaki "husn"u goremedigimiz yerde sukr virdini tamamlayan bir diger kuvvetli aracimiz da istighfar virdidir. Her ne zaman Rabbimizin "husn"unu goremedigimizi hissedersek, "Sen her yerde her seyi husn ile yaratansin ama ben bu
duyguda/durumda "husn" goremedim, sen gorme bereketini nasip et" diyerek istighfar ettigimizde (ghafara'da ayni zamanda bereket anlami da vardir) istighfar ve hamd/sukr bir kusun iki kanadi olur. Rabbimiz mustaghfirin ve hammadun'dan olmak nasip etsin. Gaflete kaymak cok kolay, bilincli
tefekkur, zikr, sukur, istighfar halini korumak ise daha zor, hayatimizin her aninda bilincli farkindalik halinde olmamiz nasip olsun, amin. Ve hidayet Rabbimizdendir, ya Hadi.

*>>>Uygulama örneği:*

**Ev temizlerken ya Tahir (Temiz), ya Mutahhir (Temizleten), ya Quddus (Saf, Kutlu, Kutsal) diye zikretmek.
**Birisine yardım ederken ya Mu’in (Yardım eden), ya Rahim, ya Rahman, ya Ra’uf, ya ‘Atuf (Merhamet Şefkat sahibi), ya Karim, ya Jawad (Cömert), ya Ghani (Mutlak Zengin) diye zikretmek.
**Eşimizi, çocuğumuzu, anne babamızı, arkadaşımızı vs sevgi hisleriyle dolduğumuzda ya Wadud (Sevgi Kaynağı), ya Habib (Sevilen) diye zikretmek.
**Öğrenirken, öğretirken (mesela öğretmen, anne baba olarak), Kur’an veya şiir ezberlerken ya ‘Alim, ya ‘Allam, ya Hafıdh (Bilgi kaynağı, Bilen, Öğreten, Koruyan/ezberleyen), ya Burhan (Delil) isimlerini zikretmek
**İman ve hidayete mazhar olduğumuzu hissettiğimizde ya Mu’min, ya Hadi (İman ve Hidayet Kaynağı), ya Ma’ruf (Tanınan), ya Mahmud (Övülen) diye zikretmek
**Kötü bir alışkanlığımızı terkettiğimizde veya terketmek istediğimizde ya Hadi (Hidayet Kaynağı), ya Ghafur, ya Ghaffar (Affeden ve İyi hallere Bereket Veren), ya Tawwab (Tövbeleri Kabul eden), ya Musta’an (Kendisinden Yardım İstenen), ya Satir (günahları hataları Örten), ya Mujib (dualara
cevap Veren) diye zikretmek
**Birisini ya da kendimizi affettiğimizde veyahut affedemeyip affetmek istediğimizde Ya Halim (hilmi çok olan, yani vakarı, sükunu, yumuşaklığı olan, şiddete tahammül edip cezayı erteleyen ve tevbe için zaman tanıyan), ya Mannan (bitmez tükenmez ikramıyla ve nimetleriyle yaratıklarını terbiye
Edip Besleyen), ya Hannan (eserlerinde sonsuz Rahmetinin en latif cilvelerini Gösteren), ya Ghafur diye zikretmek
**Zalimlere buğz hissettiğimizde ya Qadir (Mutlak Güç Sahibi, Gücü herşeye Yeten), ya Qahir (zapt edip boyun eğdirme gücüne sahip Olan), ya Qahhar (en küçük varlıktan en büyüğüne kadar herşeyi kendine itaat ile boyun Eğdiren), ya Jabbar (dilediğini zorla yaptırmaya muktedir Olan, Mutlak Kudretiyle bütün varlıkları içten ve dıştan Kuşatan), ya Dayyan (kullarının küçük büyük bütün amellerinin karşılığını Veren, mükafatını verip intikamını alan) diye zikretmek

*Surah Al-Hujurat (The Dwellings/Hucreler/Daireler)*
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ
وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ (49:12)
49:12 *(Asad)* O you who have attained to faith! Avoid most guesswork [about one another] *[14]* for, behold, some of [such] guesswork is [in itself] a sin; and do not spy upon one another, and neither allow yourselves to speak ill of one another behind your backs. Would any of you like to eat the flesh of his dead brother? Nay, you would loathe it! And be conscious of God. Verily, God is an acceptor of repentance, a dispenser of grace!
49:12 *(Turkish)* Ey iman edenler, zandan çok kaçinin; çünkü zannin bir kismi günahtir. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini arastirmayin). Kiminiz kiminizin giybetini yapmasin (arkasindan
çekistirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardesinin etini yemeyi sever mi? Iste, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakinin. Süphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir (Tawwab), çok esirgeyendir (Rahim).

Demek, bu ayette bahsedilen yanlis davranislarda bulunursak, "su-i zan" (kotu zan)da bulunursak, casusluk eder, baskalarinin hatalarini arastirirsak, giybet edersek ya da edinilen bir ortamda bulunursak, pismanligimiza sarilmali, hatamizi tekrarlamamak duasina girip Tawwab ve
Rahim diye zikretmeli.

--> Bu zikrleri (yani hatirlama, anma) hayatimizin her anina yayabilmek, yaptigimiz tum isleri ibadete cevirebilmek icin, yasadigimiz anlarin bilincli bir sekilde farkinda olmali, "bu anda neler hissettiriliyorum,
neler dusunduruluyorum ve bunlar Rabbimin hangi Asmaa'sinin yansimasi, Rabbimi bana hangi ozellikleriyle tanittiriyorlar" sorusunu canli tutabilmeliyiz.

**********ve trankripsiyonu okumaya devam ettik*******

Mesela bir şeyden korktuğumuz veya kızdığımız zaman onun altında yatan nedir? Kızgınlık bir ayet bir işarettir. Eğer bir ayetse okunması gerekiyor. Yani ben kızgınlığımı okumam gerekiyor. Kızdığım zaman onun bir ayet bir işaret olduğunu fark etmiyorum. Neden? Çünkü o kızgınlıkla kendimi bağdaştırıyorum. Ben kızgınım diyorum. Kızgınlık sanki ben oluyor. Hâlbuki bana verilen bana gönderilen bir duygu. (Bana bu duygu gönderildi?) Kızgınlık yaratılmış bir şey yani varlığa vücuda getirilmiş, kendi başına var olabilen bir şey değil, duyguların hiçbiri kendi kendilerini var edemezler ya da ben onları var edemiyorum, yaratmıyorum. O duygunun mahiyetini bile anlamıyorum. Bu duygunun bana geldiğini hissediyorum. O duygunun ayet olması o duygunun mesaj taşıdığı anlamındadır. Birisi bana hoşlanmadığım bir şey söyledi ve bende kızdım. Kızgınlık gerçek ama benim kızdığım şey gerçek mi değil mi? Sorabiliriz ki Allah neden kızgınlığı-sevmediğim bir şeyi yarattı? Bizim tepkilerimiz her zaman orda yaratılmış şeyle bağlantılı değil ama biz onu nasıl algılıyoruz onunla bağlantılı. Kuran da bu işaretleri nasıl düzgün okuyacağımızı öğretecek.

Kendi algılayışımın süzgecinden onun her zaman ben onu kendi algılayışımın süzgecinden geliyor. Mesela, birisine bakıyorsun aa ne güzel bir insan, bu kızla alakalı her şeyden hoşlandın, bir başkası da gıcık oluyor. Sen bir rengi seviyorsun başkası ne iğrenç bir renk diyor. Sadece ben bu rengi sevmedim demek o renk kötüdür anlamına gelmez. Diyelim ki, bana birisi dedi ki “Şimdi söylediğin şey çok aptalca.” Senin söylediğin aptalca kelimeleri ağzından çıktı tamam bu gerçek ama bu sözlere verdiğim tepki o gerçekliği yansıtan değil ama o gerçekliği nasıl algıladığım üzerinden veriyorum tepkimi.

Benim algılayışımda yaratılmış bir şey değil mi? Benim sözlerim yaratılmış ama Allah hakkında söylenen yalanlar yaratılmış değil sadece benim hayal ürünüm.

Gaflet halindeyken, (gaflet: farkındalığın olmadan yaşadığın zaman, ne yaptığının bilincinde olmadığın zaman, geldiği gibi yaşıyorsun, otomatik yaşıyorsun) hiçbir zaman durup kendine sormuyorsun bu hayatın amacı/anlamı ne, gerçeklikle benim algılayışım arasında bir ayrım yapabilir miyim gibi bir soru sormadığın zaman… Gerçekle algılayışım arasındaki farkı fark edebilir miyim? Hayır, Çünkü algılayışımın gerçeklik olduğu konusunda ikna olmuşum. Gerçekten gerçeklik mi diye sorgulamamışım. Allah a isyan ettiğim zaman aslında kendi algılayışıma isyan etmiş oluyorum. Durupta kendime söylediğim zaman bu bir ayettir, mesajdır bunun bir amacı vardır diye O duruma bir durma bir düşünme ara verme-otomatik devam etmemenin kendisi o yaşadığım muhattap olduğum şeyi okuma niyetimin olmasına dönüşüyor. Oradaki anlamı öğrenmeye çalışıyorum. Şimdi bilinçli, farkındalık durumundayım, bilincimi farkındalığımı açtım. Kızgınlığım orda var gerçek, ama o kızgınlığım benim algılayışımda uydurduğum şeylerden dolayı. Algılayışımı sorgularsam oradaki gerçek varoluşla uyumlu olabilir/ya da uyumlu olmayabilir. Ben tercih etmiyorum – o kötüdür demekten farklı bir şey. Sadece sen beğenmedin diye o takdir edilmeyecek bir şey anlamına gelmiyor. Ne yaratılmışsa iyidir.

Mesela birisine neden kızdım çünkü birisi bana aptalca bir şey söyledin dedi? Durup düşünmem lazım gerçekten söylediğim şey aptalca mıydı? Ki aptalca olabilir. Durup o zaman teşekkür ederim hatırlatmanız için diyebilirim. Belki niyeti hatırlatma değildi ama o yaratılmış bir şey ve benim acımdan o bir hatırlatmadır. Rastgeldiği gibi bir şeyler söylememem gerekir. Eğer söylediğim şeyin aptalca olmadığını düşünüyorsam o zaman derim ki o onun problemi. Bu şekilde kızgınlık iyi bir şeye dönüşür, Bana ne oldu da kızdım? Nereye dokundu da kızdım? Durup kendi kendime niye kızdım diye sormak iyidir? Çünkü mümkündür ki (01.01.54) (Sayfa :3)evet gerçekten kızıp tepki vermek değil- hikmet ve şefkatle karşılık vermek harekete geçmek

*******Onumuzdeki hafta iA son okudugumuz yeri, son birkac paragrafi tekrar ederek devam etmek niyetindeyiz.******

Licence : CC BY-NC-ND 3.0


Similar Music and Audio

X